Sinema : Dunkirk, Churchill ve Brexit’i Destekleyenler

 

Yazar: Pierre Scordia

Brexit [1] şokundan bir yıl sonra, İngiltere’nin bilinen en iyi iki yönetmeni Christopher Nolan ve Joe Wright, İngiltere tarihinin en trajik olayı, İngiliz ordusunun Dunkirk’ten tahliyesi hakkında iki film yayınladılar. Yönetmenler, ülkenin Avrupa istikametinin tersine yüzdüğü bu zamanda İngiliz direnişini ima ederek Brexit fiyaskosu hakkında bir mesaj vermek istiyor olabilirler mi?

Nolan’ın “Dunkirk” ve Wright’ın “En Karanlık Saat” filmleri birbirine taban tabana zıt iki film. Dunkirk, cephedeki İngiliz askerlerinin hissettiği kafa karışıklığı ve utancı gösterirken, En Karanlık Saat, kişiliğinden daha büyük bir şekilde Winston Churchill’de vücut bulan kahramanca karşı koyma miti ile zorluklar karşısındaki İngiliz direnişini birleştirerek övüyor. Bunlara rağmen iki film birlikte birbirilerini tamamlıyor. Wright, savaş alanından çok uzaktaki, Westminster’da, karar vericileri tasvir ederken, Nolan savaşın korkunçluğunu ve yenilginin travmasını ekrana yansıtmaktadır. Churchill, savaşmaya devam etmek için Fransızlara yalvarırken, İngiliz ordusu, Dunkirk’te, Fransızların onlarla birlikte tehlikeden kaçmak için gemilere binmesine engel olur.

Dunkirk | Christopher Nolan

Christopher Nolan, Dunkirk’de az miktarda diyalog kullanıyor ve birbirinden bağımsız birkaç kişinin eylemlerini vurguluyor bu yüzden de izleyici duygusal olarak dramı yaşıyor. Filmin güçlü ve dokunaklı müziği, dehşeti ve acımasız Alman hava güçlerinden kurtulmaya çalışan sahile sıkışıp kalmış gencecik askerlerin umutsuzluğunu hissettiriyor.

Yanlış anlaşılma olmasın, bu bir aksiyon filmi değil. Kendisine ait ünlü simgeleri olmayan küçük bir kasabanın sokaklarında çok az cesareti olan, ilk bakışta savaşmak için yeterli beceriye sahip olmadığını anladığımız, birkaç askeri görüyoruz sadece. Büyük bir sahilde terk edilmiş, kuşatılmış ve “denizin” tek umutları olarak kaldığını görüyoruz.

Alman uçakları, Dunkirk sahiline varınca savaşmayı bırakan, herhangi bir direnişte bulunmayan İngiliz taburlarını bombardıman yağmuruna tutar. O anda her şeyden daha önemli olan tek şey kurtarma operasyonudur. Erkekler sessiz bir şekilde kıyıda sırada durmaktadırlar, sinirlerini zıplatan tek şey sıranın önüne geçmeye çalışan diğer askerdir.

Dunkirk’te, herhangi bir cesaret ya da kahramanlık görmüyoruz, hatta sadakat ya da vatanseverlik de. Kardeşlik de askerleri artık ilgilendiren bir şey değil. Yabancıları (Belçikalılar ve Hollandalılar), farklı alaylardan adamları ve hatta kendileriyle aynı safta savaşan Fransız askerleri ile kralın ordusunun tahliyesini kolaylaştırmak için Almanları engellemeye çalışanları da gemiye kabul etmiyorlar. İngiliz askerleri hem öfkeli hem de kırgın ve bu ruh hali İngiltere'ye dönerken, gemiye hileyle diğerlerinden önce binmeye çalışanlara karşı düşmanca davranışlara yansımaktadır.

Bu filmde, İngiliz ordusunun iki yöntem ile tahliye edilişini görüyoruz. Birincisi askeri yöntem diğeri de balıkçılar ve sivil denizciler tarafından askerlere gönüllülükle yardım edilmesi. Birinci yöntemde Kraliyet Deniz Kuvvetleri büyük gemileri ile Alman uçaklarına ve U-botlarına hedef olacak şekilde kabak gibi denizin ortasında durarak başarısızlıklarını kanıtlıyorlar. Sonuç olarak küçük botlar tahliyeyi sağlıyor.

Nolan’ın filminde, bir adam küçük teknesiyle oğluyla beraber Fransız sahillerine doğru yol alır. Vatansever hisleri yoktur sadece askerleri geri getirmek üzere yapılan çağrıya kulak verir. İngiliz ordusunu kurtaracaklarına dair en ufak bir fikirleri yoktur. Bazısı travma geçirmiş, çoğu yaşadıklarından utanmış yirmi ya da otuz kadar askerle birlikte geriye dönerler. Kurtarılan askerler eve vardıklarında kahraman olarak karşılanmış olmalarından dolayı oldukça şaşkındırlar. Churchill’in etkileyici konuşması sayesinde bir gecede her şey değişmiştir.  

Dunkirk’ten önce, İngiltere’de savaş için gerçekten çok az heves vardı. Muhafazakâr devlet ve elitler, özellikle çalışan sınıf tarafından küçümsenmekteydi. Churchill oldukça popülerdi ve adı grevdeki sendika birliklerine karşı orduyu yollayan, 1920’lerdeki felaket maliye bakanı ile birlikte ve her şeyden önce 1915 Çanakkale Askeri harekâtının ağır kayıplarından sorumlu, Büyük Savaş[2]’ın işe yaramaz kasabı olarak anılıyordu.

Dunkirk’teki mütevazı başarı ile birlikte Churchill, İngiliz ordusunu olası büyük bir felaketten kurtaran politikacı olarak yeni bir efsane oldu. Bundan sonra, İngiliz askerleri acımasız, güçlü ve tehlikeli Almanlara karşı özgürce tanıklık edebileceklerdi. Churchill’in parlamentodaki, İngiltere’nin asla teslim olmayacağını ilan ettiği konuşmasıyla Dunkirk tahliyesine inandırıcılık sağlandı. Böylece, Birleşik Krallık, her ne pahasına olursa olsun ordusunu korumak için kaygılanan birçok muhafazakâr ve aristokrat tarafından dile getirilen aşağılayıcı bir ateşkese başvurmak zorunda kalmadı. 

En Karanlık Saat | Joe Wright

Dunkirk filminin tersine, En Karanlık Saat tarihsel gerçekleri yansıtmıyor. Olağanüstü oyuncu kadrosuna rağmen, filmin geri kalanı yüzeyseldi. Bu uzun metrajlı film, Churchill’in ülkeyi yönetmek için neden seçildiğini açıklamıyor ve durumu abartıyor, hatta milletvekilleri ve halkın arasında savaş için heves olduğunu iddia ediyor. Churchill’in halkın nabzını tutmak için Londra metrosunu kullandığı, insanların oy birliğiyle Churchill’in davası ardında bir araya gelmiş ve hayatlarını hiç sorgulamadan feda etmeye hazırmışçasına oldukları sahne saçmalık ve safi kurgu.  Propaganda filmleri bundan daha iyisini yapamazlardı. Öyle gözüküyor ki, bu hayali bölüm tamamen Brexit taraftarlarının keyfi için eklenmiş!

Avrupa Birliği yanlısı bir İngiliz arkadaşım, En Karanlık Saat’in ona göre II. Dünya Savaşı hakkındaki filmleri seven İngilizler için bir hediye olduğunu söylüyor. Filme göre, İngilizler, Avrupalı müttefiklerinin yardımı olmadan, zafere yol açan olaylar zincirinde Rusya ve ABD’nin savaşın kaderini belirleyen hamlelerini hiçe sayıp tek başlarına zafer kazandıklarına inanıyorlar.

İlginçtir ki Gary Oldman’ın canlandırdığı Winston, o ünlü konuşmasında [3] “teslim olmak” kelimesini vurgularken gerçek hayattaki Churchill “asla” kelimesini vurguladı “Asla teslim olmayacağız.” Churchill’in mesajı basitti: açık ve amansız politika. İngilizler ne pahasına olursa olsun her yerde ve daima savaşacaklardır. Churchill’in ünlü deyişi “Asla teslim olmayacağız.” sadece teatral bir söylem değil aynı zamanda Büyük Britanya’yı işgal etmeye hazırlanan Nazilere yapılmış bir uyarıydı. Churchill zaferi istedi, tam bir zaferden daha azına razı değildi ve vaat edebildiği sadece uğraş, kan, ter ve gözyaşıydı. Bir eylem adamı olarak Churchill, sürekli durumun içerdiği riskleri değerlendiren, yatıştırıcı ve uzlaşmacı politikalar tercih eden diğer önemli politikacılardan(Chamberlain ve the Earl of Halifax) ayrı bir noktada duruyordu.

Tarihte sık sık olduğu gibi şans rolünü oynadı ve hem coğrafi konumu(ada ülkesi olması) hem de hava durumu İngiltere’yi askeri ve politik bir felaketten korudu. Eğer Alman işgali gerçekleşseydi, büyük olasılıkla Earl of Halifax ve onun muhafazakâr müttefikleri askeri geçmişinde mağlubiyeti bulunmayan Churchill’in çöküşü için çağrıda bulunacaklardı. Fakat tarihi eğer olsaydılar ile yeniden yazamayız ve hepimiz Winston Churchill’in kararlılığına ve İngilizlerin muazzam zorluklar karşısındaki cesaretine borçluyuz.

Brexit taraftarları ne düşünürlerse düşünsünler, Britanya’nın kaderinde olağanüstü bir gelecek yok. Bundan sonrası, doğru zamanda, Britanya’nın çıkarları için elitlerin ve hatta halkın iradesine karşı durabilecek akıllı bir lidere sahip olabilme şansına kalıyor.

form-idea Istanbul, 24/10/2018  | Çeviren: Meltem Başoğlu 

Read in English | Lire en français | Lea en español

[1] İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması.

[2] Birinci Dünya Savaşı

[3] Çevirmen notu: https://www.youtube.com/watch?v=CyoMp2JceOw

Follow Us

Facebooktwitterlinkedinrssyoutubeinstagram